top of page

YOL'da Ruhumun Titreşimlerinin Sesimle İfade Buluşu

  • Yazarın fotoğrafı: Sibel Okan
    Sibel Okan
  • 2 Şub 2024
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 23 Kas 2024


ree

Ruhum…

Ruhumun korkusu,

Ruhumun kaçışı,

Ruhumun çırpınışı,

Ruhumun sıkışması,

Ruhumun kabullenişi,

Ruhumun genişleme hasreti,

Ruhumun içime sığamayışı,

Ruhumun titreşimleri,

Ruhumun bedenimdeki depremleri,

Ruhumun coşması,

Ruhumun bedenimi aşması,

Ruhumun taşması:

Sesim…

 

Sesim, ruhumun titreşimleri. Ruhumun titreşimleri doğduğum günden beri benimle. Biraz saklıyordum belki de. Korkuyordum. Kaçıyordum. Çırpınıyordum. Sıkışıyordum.


Kabulleniş geldi bunların beraberinde. Kabullenişimle birlikte ruhumun titreşimleri arttı. Bedenimi aştı. İlk iki boyutta kendini göstermeye başladı.


Yazı yazabilirliğim konusunda en ufak bir fikrim yokken gelen bir arzu: "Ben insanlara farkındalık, enerji, yaşam; oluş’umuza dair bildiklerimi aktarmak istiyorum." Ne bildiğimi bilmiyordum ama bir şeyler bildiğime dair içgüdüler besliyordum.


Nasıl yazı yazılır ki derken elimin kaleme, kalemin kağıda değmesiyle ben sanki aradan çekiliyordum. Zihinden değil, bu içgüdülerin kaynağından bir şeyler akıyordu ve ben akan her ne ise ona kanallık ediyordum. Tek yapmam gereken sakin bir zihni beslemek, kalemi elime almak ve kağıda değdirmekti. Gerisini akış hallediyordu.


Ben yazdıkça paylaşıyordum. Ben paylaştıkça okuyorlardı. “Tam da beni anlatıyorsun” diyorlardı. Ama tek bir kişi değildi ki bunu diyen. Ben nasıl farklı kişileri aynı anda anlatabiliyordum?


Anlamıyordum. Ama anlama çabasına da girmiyordum. Sadece yazıyordum.


Bir süre sonra ruhumun titreşimleri üç boyutlu bir hal aldı, duyulmaya da başladı.


İçimde dolup taşıyor; kişilerin anda yaşamasını kolaylaştırma niyetiyle sunduğum yoga ve meditasyon derslerindeki yönlendirmelerim şekline bürünerek kişilerin kulaklarından ruhlarına sızıyordu. Bu sefer “Senin yönlendirmelerinle sakinleşiyorum, sanki dertlerimi unutuyorum, hafifliyorum.” dediler. Bedenlerinde ağırlık yapanlar, ruhumun titreşiminin ruhlarına sızışıyla bedenlerini terk etme kararı alıyordu. Stres, korku, endişe, suçluluk, acımasızlık uzaklaşıyor; yerini kendini sevmeye, kabul etmeye, kendine şefkat göstermeye bırakıyordu. Ama tek bir kişi değildi ki bunu diyen. Ben nasıl farklı kişileri aynı anda sakinleştirebiliyor, kendilerine sımsıkı sarılmalarını sağlayabiliyordum?


Anlamıyordum. Ama anlama çabasına da girmiyordum. Sadece yönlendiriyordum.


Sonra ruhumun titreşimleri beş boyutlu bir hal aldı. Görülmekten, duyulmaktan, hissedilmekten de ötede, titreşimler halinde başkalarında bedenlenmeye başladı.


Tibet ses çanakları ile meditatif bir ses küresi yaratma pratiği edinirken yarattığım ses küresi ile bir oldum. Onun içinde titreyen de titreten de bendim. Ses titreşimlerimi kürenin içinde eriterek ruhumun titreşimleri ile hemhal oldum.


Yarattığım ses küresine gelenler de kürenin içinde eridi, bir oldu. Birbirimizin ruhunun titreşimlerine uyumlandık. Aynı anda yükselip alçalan dalgalardık. Ses küresi içindeki meditatif hali deneyimleyenler ruhunun titreşimini hissetmeye başladı. Ama tek bir kişi değildi ki bunu hisseden. Ben nasıl farklı kişilerin ruhlarına temas edebiliyor, ruhlarımızın titreşimlerini birbiri içinde eritebiliyor; simya yapabiliyordum?


Anlamıyordum. Ama anlama çabasına da girmiyordum. Sadece kendim oluyordum.

 

Ve sonunda ruhumun titreşimleri, ses tellerimin titreşimleri ile ifade bulmaya karar verdi.


Uzunca bir süredir korkuyordu, kaçıyordu, çırpınıyordu, sıkışıyordu. Genişlemeye hasret duydu, artık içime sığamıyordu.


Titreşimleri arttı, bedenimde depremler yarattı ve bedenimi aşıp Konya’da taştı…

 

Şeb-i Arus gecesinde, ruhumun titreşimleri ile rezone eden ezgilerle aşka geldi. Meşk alanının atmosferi; meşk çemberi, mum ışıkları, ruhların titreşimi beni içine çekti.


Bir anda “Ben de o kürenin içinde olmalıyım.” diyerek çekildim çemberin içine.


Çöktüm yere.


Başladım söylemeye.


Eridim, bir oldum çember ile.


Ve o gece, o çemberde, o sözlerin eşliğinde artık emindim:


Ruhumun titreşimlerinin daha geniş bir alana yayılmaya ihtiyacı vardı. Onları dinlemeliydim.


Ruhumun titreşimlerinin ses titreşimlerimle buluşmaya ve ifade bulmaya ihtiyacı vardı. Sesimi dinlemeliydim.


Ve o gece, o çember, o sözler benim için yeni bir uyanışın sembolü olarak ölümsüzleşti:

 

Güzel aşık cevrimizi,

Çekemezsin demedim mi?

Bu bir rıza lokmasıdır,

Yiyemezsin demedim mi?

 

Demedim mi demedim mi?

Gönül sana söylemedim mi?

Ah demedim mi demedim mi?

Gönül sana söylemedim mi?

Bu bir rıza lokmasıdır,

Yiyemezsin demedim mi?

Bu bir rıza lokmasıdır,

Yiyemezsin demedim mi?

 

Yemeyenler kalır naçar,

Gözlerinden kanlar saçar,

Bu bir demdir gelir geçer,

Duyamazsın demedim mi?

 

Demedim mi demedim mi?

Gönül sana söylemedim mi?

Ah demedim mi demedim mi?

Gönül sana söylemedim mi?

Bu bir demdir gelir geçer,

Duyamazsın demedim mi?

Bu bir demdir gelir geçer,

Duyamazsın demedim mi?


Dervişler harabat olur,

Hakk katında hürmet bulur,

Muhabbet baldan tatl'olur,

Doyamazsın demedim mi?


Demedim mi demedim mi?

Gönül sana söylemedim mi?

Ah demedim mi demedim mi?

Gönül sana söylemedim mi?

Muhabbet baldan tatl'olur,

Doyamazsın demedim mi?

Muhabbet baldan tatl'olur,

Doyamazsın demedim mi?


-Pir Sultan Abdal



Sibel Okan

Yorumlar


Yeni Blog Yazıları ve İçeriklerden Haberdar Olmak İçin

Bültene Abone Ol

Aramıza hoş geldin! Gelen emailden

aboneliğini onaylamayı unutma.

© 2024 Sibel Okan. Tüm hakları saklıdır.

Sibel Okan

Instagram hesabı:

  • Instagram
bottom of page